SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan!

19/11/2007

Sümela Manastırı.

Trabzonda muhakkak görülmesi gereken bir yer Sümela Manastırıdır. Manastır şehirden 50 km mesafede dik bir kaya yamacında Tarsus Dağlarındaki Altındere Tabiatparkında bulunur. Marien Manastırı olarakda bilinen Manastırın tarihi 4. Yüzyıla kadar geri gitmektedir. Burası uzun süre Ortodoks Kilisesinin önemli bir merkezi olmuştur.

Sümele Manastrırının kuruluşuda rivayetlerle doludur. Atinadan gelen rahipler Barnabas ve Sophronios’a kadar eski olduğu söylenir. 385 yılında bu ikisinin evangelist Lukas tarafından yapılmış Meryem Ana resmiyle bugünkü Manastırın önüne geldikleri söylenir. Barnabas ve yeğeni burada bir kaya mağarası bulurlar ve resmi buraya saklarlar. Rahiplerin ölümünden sonra bu yer hristiyanların kutsal yeri olur. Önce bir Kilise sonrada Manastır yapılır.

 

Bizanslılar Trabzonu keşfettiklerinde Manastır sökülmüştür. Osmanlıların 1461de Sultan Mehmet ile bölgeyi keşfindede Manastır faaliyet göstermekteydi. Rahiplere Osmanlılarca dokunulmamıştır.  Osmanlı hükümdarlığı altında Sümela Manastırı Ortodoks hristiyanlarının en önemli ibadet yeri olarak gelişmiştir.

 

Sümela Manastırı bugünkü görünümüne 14. Yüzyılda kavuşmuştur. O aman 4 kattan fazla olan rahip hücreleri kaya duvarına  inşaat  edildilmiştir. Birçok Osmanlı Sultanı daha sonraki Yüzyıllarda Manastıra iyi niyetle bakıp hatta restorasyon çalışmalarını ve ek inşaatları finanse etmişlerdir. Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kuruluşundan sonra son Yunanlı Rahipler burayı terk etmek zorunda kalmıştır. Onlar Yunanistanda yeni bir Manastır kurmuşlardır.

 

Manastırı günümüzde ziyaret edenler teferruatlı tesislerin sadece kalıntılarına rastlayacaklardır. Kartal yuvası gibi Kaya duvarına yapılmış olan 4. katlı rahip hücreleri etkileyicidir. Barnabas ve Sophronios mağarasındaki Kilisede görülmeye değerdir. Tüm çevresi çoğunlukla ağır tahribat görmüş fresk ile süslüdür.

 

Manastırı ziyaret etmek isteyenler Park yerinden 40 dakikalık engebeli bir yokuşu çıkmayı göze almalıdırlar. Ancak bu 250 metre yükseklikteki kayalardan görülen manzaranın keyfini çıkarmak  için bile değmektedir.

15/11/2007

Bu Hafta Sonu İçin 5 Önerim...

Peter Pan tüm dünyayı dolaştı, şimdiyse İstanbul'da seyircisiyle buluşuyor, Hisseli Harikalar Kumpanyası yıllardan sonra tekrar seyircisine perdesini açıyor... İşte tüm bu etkinlikler haberimizde;

Peter Pan buz üstünde dünyayı dolaştı; Şimdi İstanbul’da!

Dünyanın en büyük buz gösteri topluluğu Holiday on ice, Dünyanın en meşhur hikayesi Peter Pan ile nihayet İstanbul'da. 2 yılda 20 ülke, 65 şehir gezen Peter Pan, görkemli kostümler, inanılması güç akrobasi performansı ve tabiî ki buz dansları ile büyüklere muhteşem bir şov, küçüklere eğlenceli bir dünya getiriyor. BKM'nin organizasyonuyla İstanbullularla buluşacak 50 kişilik ekip, yine tırlar dolusu malzeme ile sadece bu gösteri için kurulacak dev buz pistinde 2007 kışına damgasını vuracak. Büyümeyi reddeden haylaz çocuk Peter Pan, Kaptan Hook'la geçireceği, eğlenceli ve heyecanlı macerasına buz üzerinde akrobasiyi de ekliyor! Bu dev prodüksiyonlu gösteri 8 – 18 Kasım 2007 tarihleri arasında Parkorman'da izleyici ile buluşacak. Biletler Biletix’te…

T İ M; Carmen Mota’dan F U E G O!'yu sunar;

“FUEGO!” Müthiş bir dans show’u.. İspanyol dansının köklü, enerjik ve ihtiraslı ritimlerini, 21.yüzyılın modern dans görkemiyle birleştiriyor.. 18 hayranlık uyandırıcı dansçının oluşturduğu “FUEGO!” İstanbul’u İspanyol ateşiyle kasıp kavuracak! “FUEGO!” usta dansçıların, yetenekli şarkıcıların ve müzisyenlerin varlığı ile İspanyol ruhunu sahnelere taşıyor. Gösteride, canlı Flamenko tınıları, Dire Straits’in “Private Investigations”ı ve Carl Orff’un “Carmina Burana”sıyla büyük bir zarafetle birleşiyor.Fransa, Kore, Avusturya, Macaristan, İsrail, Katar, Almanya, Hollanda, Rusya, Kanada, Lübnan, İsviçre ve İngiltere'de sayısız turnelere çıkan ve dansla görselliğin, eski ile yeninin ateşli birleşimi olan "FUEGO!" Türkiye'de ilk kez 11 Kasım Pazar günü TİM-Maslak Show Center'da!

Einstein Sergisi

Einstein Sergisi, 20’inci yüzyılın en ünlü bilim insanının yaşamı ve kuramlarına, Time Dergisi tarafından seçilen “Yüzyılın Adamı”na ve kimilerine göre gelmiş geçmiş en parlak bilimsel zekaya doğru çıkılan, emsalsiz bir keşif yolculuğudur. Bilimsel araştırmalar ve çağının sosyopolitik meseleleriyle aktif olarak ilgilenen Albert Einstein’ın başarıları o denli önemli ve çığır açıcı nitelikteydi ki, fikirleri tüm dünyayı derinden etkiledi. Bu zengin içerikli sergi, Einstein’ın devrim niteliğindeki bilimsel kuramlarını son teknoloji ürünü etkileşimli objelerle aydınlatıyor ve onun büyüleyici yaşamını el yazması belgelerle keşfediyor. Einstein Sergisi, dehanın şahsını, bilimini ve dünyasını bir araya getirerek, izleyicilere çağımızın en büyük zihinlerinden birini anlamak için eşi benzeri olmayan bir fırsat sunuyor. Sergi 9 Kasım Cuma günü başlayıp, 30 Kasıma kadar açık kalacak…

 “Profesör ve Hulahop” 

Nesrin Kazankaya'nın yazıp yönettiği "Profesör ve Hulahop" adlı oyun, 9 Kasım Cuma günü ve 02 Aralık Pazar günü Tiyatro Pera Eren Uluergüven Sahnesi’nde! Dramaturgisini Şafak Eruyar'ın, dekor-kostüm tasarımını Nilüfer Moayeri'nin, ışık tasarımını Yüksel Aymaz'ın, yönetmen yardımcılığını Zeynep Özden'in yaptığı oyunda İstanbul Şehir Tiyatroları sanatçılarından Engin Alkan ve Nesrin Kazankaya rol alıyor. Askeri darbeyle sosyo kültürel ve bilimsel geleceğine ipotek konulan 1982 Türkiye'sinin sancılı dönemi, bir bilim insanının bakış açısından sergilenen oyun, kişilerinin çalkantılı dünyalarını, neşelerini, dışa vurdukları öfkelerini fazlasıyla ortaya koyuyor.

Hisseli Harikalar Kumpanyası geri döndü!

Hisseli Harikalar Kumpanyası, ilk olarak 1979 yılında Egemen Bostancı'nın yapımcılığında Şan Sineması'nda seyirciyle buluşmuştu. 1982 yılına kadar Türkiye'nin dört bir yanında 600' ü aşkın temsil gerçekleştiren müzikalde, Erol Evgin, Nevra Serezli, Adile Naşit, Ayşen Gruda, Mehmet Ali Erbil, Turgut Boralı ve İlyas Salman rol almışlardı. 40 Kişilik kadrosu, kostümleri, dekorları ve müzikleri ile zamanının en büyük prodüksiyonu olan Hisseli Harikalar Kumpanyası, sahnelendiği sürece manşetlerden inmemişti. Müzikalin, BKM'nin yapımcılığında hazırlanan 2007 versiyonunda da Erol Evgin başrolde. Evgin'e Ayça Varlıel eşlik ediyor. Bu muhteşem şovu 10 Kasım cumartesi saat 21:00’de Bostancı Gösteri Merkezi’nde izleyebilirsiniz…

 

15/11/2007

Her Türk'ün Gitmesi Gereken Bir Yer...

Asos-Gelibolu

Hayatımın en özel tatillerinden biriydi… Kız arkadaşımla beraber Assos-Gelibolu turuna çıkmaya karar verdik ve bir turizm firmasından rezervasyonumuzu yaptırıp 8 Haziran gecesi Kadıköy Evlendirme Dairesi’nin önünden otobüsümüze binip turumuza başladık.

Bizi nelerin beklediğini bilmiyor olmak bizi gerçekten çok heyecanlandırmıştı yol boyunca uyuyup uyandık ve sabahın ilk saatlerinde tarihteki isminin İDA Dağı olduğunu öğrendiğimiz Kaz Dağlarına gelmiştik. 2 km’lik yürüyüşümüzün ardından zeytin ağaçları arasında Edremit Körfezi’ne vardık. Hayatımda alamayacağım kadar çok oksijen alarak yürüyüş parkurumuzu bitirdikten sonra Hasan Boğuldu göleti ve Stuven Şelalesine gelmiştik. Sevgili rehberimiz bizlere Kaz Dağları hakkında bilgi verdikten ve Hasan ile Emine’nin hikayesini anlattıktan sonra birer çay içip tekrar dönüşe başladık. Turumuz çok güzel gidiyordu daha sonrasında Güre yakınlarında bulunan Tahta Kuşlar Etnografya Müzesini ziyaret edip rehberimizden Yörüklerin yaşamı hakkında bilgi aldık. Artık acıkmıştık rehberimiz bizi Saklıbahçe Restaurant diye bir yere götürdü gerçekten muhteşem bir yerdi. Edremit körfezi tümüyle ayaklarımızın altında yeşilliklerin içerisinde gerçekten saklı olarak kalmış bir yerdi. Özellikle yöreye has zeytinyağı ise son derece lezzetliydi. Öğle yemeğimizi yedikten sonra Asoss antik kentine ve limana geldik. Denizle limanın birleştiği nokta küçük pansiyonların ve balık restoranlarının bulunduğu muhteşem bir yer olan Asoss’tan sonra denizden 286 m yüksekte olan Behramkale Köyü ve Athena tapınağına ulaştık işte o an turumuzun bizi en çok etkilediği andı… Gidenler bilir o dik rampaya çıktıktan sonra öyle bir manzara bizi karşıladı ki, hazırlıksız geldiğim için çok pişmandım. Evlenmeyi düşünen çiftlere bir sır vereyim; Asoss’ta akşam saatlerinde güneşin batışına denk gelin ve yanınızda 2 kadeh kırmızı şarabınız bir tek taş yüzüğünüz olsun ve Midilli adasına karşı Edremit körfezine hakim bir tepede kız arkadaşınıza evlenme teklif edin hayır demesi imkansız. O manzaraya yeryüzündeki hiçbir bayan hayır diyemez, benden söylemesi! Oradan ayrıldıktan sonra konaklayacağımız otele geldik ve akşam yemeğini yedikten sonra diskoda eğlendik. Sabah erken saatlerde rehberimizin yoğun ısrarı üzerine kalkıp feribotla Çanakkale’ye gelerek oradan da Eceabat’a geçtik. Değerli Rehberimiz Yalçın Bey’in okuduğu bir şiir otobüsteki herkesi gezmeden ağlatmaya yetmişti bile o şiiri sizlerle paylaşmak istiyorum;

Dur Yolcu

bilmeden gelip bastığın Bu toprak,bir devrin battığı yerdir

Eğil de kulak ver bu sessiz yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

 

Bu şiirin dizeleri ile başlayan yolculuğumuz, rehberimizin Türk bayrağı uğruna bu toprakların 253 bin şehidimizin kanıyla çizildiğini, 57. Alay Şehitliği, Sargı Yeri, Conk Bayırı, Seyit Onbaşı, Yahya Çavuş ve en önemlisi Mustafa Kemal’ in yaptıklarını anlatarak devam etti. Ben Türk’üm diyen herkesin görmesi gereken bu topraklardan akşama doğru ayrılıyorduk ve içimizde bir hüzünle akşam saatlerinde Tekirdağ’a gelmiştik köftelerimizi yedikten sonra akşam geç saatlerde İstanbul’daydık. Biz bu tura katıldığımız için gerçekten çok mutlu olduk ve 2 gün içerisinde muhteşem yerler görüp çok eğlendik ve duygulandık… Herkese tavsiye ediyorum.

8/11/2007

Cennet.....

North Island Seyşeller'de cennet villalar

North Island Seyşeller'de cennet villalar

“Yeryüzündeki Cennet”. Seyşel Adalarını gördükten sonra yapılabilecek en güzel tarif bu olmalı. “Cennet Bahçesi” ve “çarpıcı” gibi tanımlamalar bu adaların haklı olarak aldığı diğer ünvanlar. Bu tanımlamalar tipik olarak adaların fiziki güzelliği, suyun içinden yansıyan çeşitli mavi renk tonları, göze çarpan granit kaya formasyonları ve tertemiz ve berrak plajlar üzerinde odaklaşıyor.

Seyşel Adaları, yeryüzünün en iyi muhafaza edilmiş sırlarından biri olarak görülmeli. Şüphesiz Seyşeller dünyada gidilebilecek en güvenli ve saflığını koruyabilmiş ender yerlerden biri. Etnik olarak homojen bir yapıya sahip olan ve politik istikrarın hüküm sürdüğü ülke insanın hala sağlıklı olarak ve doğa ile uyum içinde yaşayabileceği, kaygısız bir ada yaşamının tadını çıkarabileceği ve saf havayı ciğerlerine çekip özgürce gezip dolaşabileceği belkide son yeryüzü sığınağı.

North Island Adası, Seyşeller’in dünyadaki en güzel adalar oldukları genel olarak kabul edilen kırk adasından biri. Burası çok özel bir adada el değmemiş tropikal bir ortam arayan konuklar için nadir bulunacak bir siyah inci gibi. Bölgenin her bir ucunda yer alan dört beyaz kumlu plajı ile North Island adası tüm yıl boyunca tropikal ada hayatını yaşama olanağını sunuyor.

Tüm adada yalnızca 11 adet el sanatı ürünü olan villa bulunuyor ve her biri sözcüklerle ifade edilemeyecek zarafete sahip olan bir çevrede duyusal bir deneyim yaşanmasını sağlayacak şekilde inşa edilmiş. Plajın yukarısında bulunan ve olağanüstü bir okyanus manzarasına sahip olan spa merkezi, insanın vücudunu, zihnini ve ruhunu yeniden gençleştirmeye ve kişiye özel bütünsel tedavilere yönelik. Tatilinizde bisiklete binebilir, açık denizde balık tutabilir, spa ve spor merkezlerinden yararlanabilir, rehber eşliğinde keşif yürüyüşleri, botla gezinti, deniz kayağı ve dalış yapabilirsiniz.

North Island Adası, istisnai güzelliğinin yanı sıra uzun zamandan beri bereketliliği ve zengin balık avlama sahalarına sahip olmasıyla da ün yapmış. Dolayısıyla bu istisnai doğal kaynaklardan tamamen yararlanıyor ve özenle pişirilmiş olan doğal ürünlerden oluşan nefis lezzetler tadıyorsunuz. Seyşel adalarının ve Fransız mutfak kültürünün öğeleri ve Güney Hindistan baharatları North Island’ın organik kaynakları ve Hint Okyanusu’nun sunduğu zengin çeşitler ile birleştirilmiş. Basit bir işlemle dengelenen bu yemekler ile beş duyunuzu da harekete geçirecek bir ziyafet bekleyebilirsiniz.

North Island’da mönüsüz bir yemek konsepti egemen. Şef David Godhin konukların her biri ile sohbet ederek onlara North Island mutfak konseptini izah ediyor ve her konuğun kişisel yemek tercihlerini saptayarak mönüleri bu bilgiler ışığında günlük olarak belirliyor. Burada unutamayacağınız bir yemek deneyimi yaşayabilirsiniz. Ayrıca bu deneyimi dünyanın en güzel şarapları ve şampanyalarından bazılarının bulunduğu etkileyici bir şarap mahzeni de tamamlıyor.

Yıl boyu, her villada en az 1 en fazla 2 yetişkin + 2 çocuk konaklayabiliyor.

Kaynak : devrialem.com

 

8/11/2007

Müze Şehir....

Diyarbakır

Diyarbakır

“Müze Şehri” gezmeye ne dersiniz? Anadolu ile Mezopotamya, Avrupa ile Asya arasında doğal bir geçiş yolu ve köprü görevi yapmış olan Diyarbakır, bu nedenle çeşitli uygarlıkların tarihsel ve kültürel mirasını günümüze kadar taşımayı başarmış.

Diyarbakır gezinize Diyarbakır’ın meşhur surlarından başlayabilirsiniz. Yaklaşık 9 bin yıllık bir geçmişe sahip olan bu surlar günümüzde, tarihi, sanatsal ve kültürel şahsiyetine dokunulmasına izin verilmeden ilk günkü gibi korunmayı başarmıştır. “Müze Şehir”deki gezinizde, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olan Diyarbakır Surları’nı mutlaka görmelisiniz. Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kaleye Diyarbakır Surları deniyor. İlk yapılış tarihi kesin olarak bilinmeyen kalenin, 6. yy.’da Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini aldığı kayıtlara geçmiş. Kalkan balığı biçimini andıran Diyarbakır Kalesi, Dış Kale ve İç Kale olarak iki bölümden meydana geliyor. Fotoğraf makinenizi yanınıza almayı unutmayın! Diyarbakır Surları’nın neden bu denli önemli olduğunu pek çok özellikle sıralayabiliriz; İnsanüstü emek ve uygulama bu farklıkların ilki olabilir. Dikkat çekici estetik değerleri üzerinde taşıması, hayvansal motifler, ve kitabelerin belgesel özellikleri içinde bulunduğu şehri “Dünya Kenti” haline getirmiştir.

 Müze Şehir tabiî ki sadece surlardan ibaret değil pek çok kilise, şehirde ziyaretinizi bekliyor. 15.yy. dan kalan Meryem Ana Kilisesi, Mar Thoma Kilisesi, Kırklar Kilisesi ve Saint George Kilisesi ziyaret etmeniz gerekenlerden…

 Kültürel Potansiyeli çok zengin olan Diyarbakır, Anadolu ile Mezopotamya arasındaki geçiş bölgesinin odak noktasındadır. Bu nedenle çeşitli kültürlerin bir biri ile etkileşiminden çok zengin bir mozaik oluşmuştur. Bu birikimin izleri, Diyarbakır şehrinin hüviyetini kültürel açıdan zenginleştirmiş, Bunların izleri olan taşınır kültür varlıkları ile de zengin müzeler oluşmuştur. M.Ö 8400 yılından başlayarak, Osmanlı Dönemine kadar olan eserlerin kronolojik olarak sergilendiği Diyarbakır Arkeoloji Müzesi, Diyarbakır’daki ilk müze olma özelliğini de taşıyor. Ayrıca sivil mimarlık örneği en güzel evlerden birisi olan Ziya Gökalp’in doğduğu ev, günümüzde müze olarak ziyaretçilere açık tutuluyor.

Nerede kalınır?

Diyarbakır’da 14 adet turizm belgeli ve çok sayıda Belediye denetiminde otel bulunuyor. Kent merkezinde bulunan oteller, yerli ve yabancı konukların ihtiyaçlarına ve isteklerine cevap verebilecek nitelikteler.

Ne yenir?

Karasal iklime hakim olan Diyarbakır’da, iklim özelliklerine bağlı olarak, kavun, karpuz, hıyar, marul gibi meyveler fazlasıyla yetiştirilip, tüketilmektedir. Bunun yanında Diyarbakır yöresinde çok zengin bir yemek kültürü vardır. Geleneksel yemek türlerinde etin özgün bir yeri vardır. Yemekler genellikle, ekşili, acılı ve yağlıdır. Balık ve diğer su ürünleri ise oldukça azdır. Diyarbakır'da en fazla pişirilen yemekler "tencere yemekleri" olarak tanımlanan etli sebze yemekleridir. Sebze yerine bazen meyve da kullanılmaktadır. Elma, erik, ayva, çağla gibi meyvelerden etli yemekler yapılmaktadır. Diyarbakır'a özgü yemeklerin başında "Meftune" adı verilen genellikle patlıcanla yapılan bir yemek gelmektedir. Bundan başka düzme veya "pürlezzel", "karnıyarık" veya "belibağlı", "içli köfte", "kibe bum­bar", "lebeni çorbası", "nuriye tatlısı" Diyarbakır'ın çok önemli yemekleri arasında yer almaktadırlar.
Meftune, en çok patlıcanla yapılan bir yemektir. Bundan başka; kabak, bakla, kenger, çağla ve elma meftuneleri de yapılmaktadır.

 

7/11/2007

129 Euroya İspanya Tatili..

Paskalya tatilini Türkiye'de geçirmek isteyen İspanyollar'ı taşıyan uçaklar boş gitmesin diye havayolları fiyatları düşürdü, 5 günlük Barcelona tatili dörtte bir fiyatına indi.

Aralığın ilk haftası ‘Puente' yani Paskalya Bayramı için dünyanın dört bir tarafına tatile giden İspanyolları taşıyan uçakları aynı gün içinde doldurma zorunluluğu yüzünden bilet fiyatlarında şok indirimlere gidilince, tur şirketleri bu durumu Türkler için tatil fırsatına dönüştürdü. Böylece aralığın ilk haftası İspanya turları 499 eurodan, 129 euroya düşmüş oldu.

‘Puente' fırsatını kaçırmamak için şimdiden rezervasyon yaptırılırken, sadece aralığın ilk haftası için yaklaşık 2 bin kişinin İspanya'ya gideceği öngörülüyor. Jolly Tur Yurtdışı Turlar Müdürü Tolga Tekin “Puente dönemlerinde İspanya turları neredeyse dörtte bir fiyatına iniyor. Böyle olunca, İspanya tatiline gitmek için sadece bu dönemi takip eden bir müşteri kitlesi oluştu. Son üç yıldır Puente zamanlarında oluşan İspanya tatili trendi giderek yükseliyor” dedi.

DÖRT GÜN 149 EURO

Jolly Tur olarak, 4 günlük Barcelona ve Madrid turlarını 149 eurodan satışa sunduklarını belirten Tekin, “Ayrıca yine 5 Aralık'ta hareketle iki gün Madrid, iki gün de Barcelona'dan oluşan bir turumuz var. Onun fiyatı ise 299 euro” diye konuştu. Jolly Tur olarak bu dönemde yaklaşık 600 kişiyi İspanya'ya götürmeye hazırlandıklarını kaydeden Tekin, “Sadece bizim şirketimiz bu dönemde İspanya'ya 4 uçak kaldıracak” dedi.

ETS 700 KİŞİ GÖTÜRECEK

İspanya turları arasında en çok talebin Barcelona'ya gösterildiğini anlatan Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Madrid ve Barcelona arasındaki fark, İstanbul ve Ankara arasındaki farka benziyor.”  ETS Tur Yurtdışı Turlar Müdürü Cenk Okumuş ise, vize alınması gerektiği için bu dönem için yapılan rezervasyonların son dakikaya bırakılmaması gerektiği uyarısında bulundu. 6 Aralık'ta başlayan Madrid turunu 159 euro, Barcelona turunu ise 169 eurodan satışa sunduklarını belirten Okumuş, “Bu dönem için hedefimiz 700 kişiyi İspanya'ya götürmek” diye konuştu.

PUENTE ZAMANI BEKLENİYOR

ALİBABA Tur Yurtdışı Turlar Operasyon Müdürü Uğur Bayanç ise “Biz de bu dönem için Madrid turunu 129 eurodan satışa sunduk. Bu dönem için en pahalı turumuzun fiyatı 249 euro” dedi. Alibaba Tur olarak, aralığın ilk haftasında 4 uçak dolusu Türk turisti İspanya'ya götüreceklerini belirten Bayanç, “Bu da yaklaşık 600-650 kişi anlamına geliyor” diye konuştu. Son 1-1.5 yıldır Türk seyahatseverlerin avantajlı tatil yapabilmek için Puente dönemlerini takip ettiğini ve tatillerini bu döneme denk getirdiğinin altını çizen Bayanç, “Asıl patlama nisan ayındaki Puente döneminde yaşanıyor” diye konuştu.